Tatlı dünyasında sağlıklı tercihler için denetim şart!
Uzman Çocuk Gelişimi ve Aile Danışmanı Yonca Yiğit, şekerlemelerin, özellikle dünya çapında bilinen markaların, çocukların hayatında sadece bir gıda maddesi olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdığını söyledi.
GÜNAYDIN MERSİN
Yiğit, “Onlar için şekerlemeler; eğlencenin bir parçası, iyi davranışın ödülü, bayramların ve kutlamaların vazgeçilmezi. Ancak bu renkli dünyanın arka planında çocuk gelişimi, sağlıklı beslenme ve toplumsal sorumluluk gibi daha ciddi meseleler yatıyor” dedi.
Uzman Çocuk Gelişimi ve Aile Danışmanı Yonca Yiğit, çocukların şekerlemelere duyduğu yoğun ilginin tesadüf olmadığını söyledi.
Yiğit, “Gelişimsel açıdan bakıldığında, özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklar tatlılara doğuştan gelen bir sempatiye sahiptir. Bu durum hem biyolojik hem de duygusal gelişimin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Beyin, tatlı tadı bir ödül mekanizmasıyla ilişkilendirir; çocuklar ise bu mekanizmayı oyun, sosyalleşme ve duygusal tatmin aracı olarak kullanır. Şekerlemeler çocuklar için sadece bir gıda maddesi değildir; aynı zamanda bir davranış biçiminin pekiştirilme yolu, bir grup etkinliğinin sembolü ya da ebeveynlerle kurulan ilişkinin bir parçasıdır. Bu çok katmanlı ilişki, tatlılara olan ilgiyi daha da derinleştirir” dedi.
PAZARLAMANIN GÜCÜ: CEZBEDİCİ AMA RİSKLİ
Şekerleme firmalarının bu ilgiyi fark etmiş durumda olmaları ile ilgili de açıklamalarda bulunan Yiğit, “Renkli ambalajlar, sevimli maskotlar, çizgi film karakterleri ve sosyal medya kampanyalarıyla çocukların ilgisini çekmeye yönelik yoğun pazarlama çalışmaları yürütülüyor. Ancak burada önemli bir sınır var: Bu ürünlerin cazip hale getirilmesi ticari bir strateji olabilir, ancak içeriklerinin çocukların sağlığı üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir. Yüksek şeker oranı, renklendiriciler, yapay aromalar ve katkı maddeleri… Bunların tamamı, gelişim çağındaki çocuklar üzerinde potansiyel riskler taşır. Bu risklerin yönetimi yalnızca firmaların etik sorumluluğuna bırakılamaz. Çünkü ticari kaygılar çoğu zaman toplum sağlığının önüne geçebilir. Burada devreye kamu otoriteleri girmelidir. Gıda güvenliği, çocuk sağlığı ve tüketici bilgilendirmesi gibi konularda devletin ilgili kurumlarının aktif rol oynaması şart. Şekerleme ürünlerinin içeriğinin sıkı denetimlerden geçmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi ve çocuklara yönelik reklamların düzenlenmesi kamusal bir sorumluluktur. Ailelerin tek başına ürün etiketlerini okuyarak sağlıklı bir tercih yapmaları beklenemez. Gıda içerikleri hakkında sade, anlaşılır ve bilimsel bilgilerle donatılmış kamu bilgilendirmeleri yapılmalıdır. Bu da ancak bağımsız denetimler ve şeffaf raporlamalarla mümkün olabilir” diye konuştu.
SORUMLULUK YALNIZCA FİRMALARA YÜKLENEMEZ
“Çocukların tatlıya ilgisi gelişimsel olarak doğal bir durumdur” diyen Yiğit, “Onların bilindik markaları sevmesi bir sorun değildir. Asıl mesele, bu sevginin ne ölçüde ve nasıl yönlendirildiğidir. Bu noktada hem ailelere hem de kamu otoritelerine önemli görevler düşüyor. Şekerleme firmaları elbette ürünlerini tanıtabilir. Ancak bu ürünlerin içeriği çocuk sağlığına zarar verecek nitelikteyse, ortaya çıkacak olumsuzlukların tüm yükünü yalnızca firmalara yüklemek adil olmaz. Denetim eksikliği, bilgi kirliliği ve yönlendirme yetersizliği gibi sistemsel sorunlar da en az ticari stratejiler kadar etkili risk faktörleridir. Çocuklar bir çok markayı sevebilir, tatlıları isteyebilir. Bu doğal ve anlaşılır bir durumdur. Ancak biz yetişkinler; ebeveynler, eğitimciler, uzmanlar ve karar vericiler olarak, onların bu seçimlerini yönlendirecek bilinçli rehberler olmak zorundayız. Denetimsizlikten doğacak zararları engellemenin yolu, bilim temelli, şeffaf ve toplumu önceleyen kamu politikalarından geçer. Tatlılar renkli olabilir ama çocuklarımızın sağlığı her şeyden daha değerlidir” şeklinde konuştu.